6 Mayıs 2015 Çarşamba

                     09.01.2015

Etnoğrafik alan araştırma-gözlem de konu olarak: işportacılık


İşportacılıktaki ince detayların üzerine basabilmek için çevreyi ve insanı bir bütün olarak ele alan antropoloji biliminin gözleme dayalı kısmından yola çıkarak araştırmamızı iki mekanda yürüttük sosyolojik boylamları birbirinden farklı olan hatta taban tabana zıt olan bu iki ayrı mekanın karşılaştırmasını yaptık: Kadıköy ve Sultanbeyli. Araştırmanın süresi 3 haftadır. Üç haftalık geçen süreçte 17:00-20:00 saatlerinde her hafta Çarşamba ve Perşembe günlerinde işportacıların bulunduğu mekanlarda bulunduk.
İşportacılığı tercih sebebimiz: sokakta kalabalıkla daha fazla iç içe bir uğraştır. Diğer ekonomik mekanlardan daha ziyade dükkanın ambiyansı sebebiyle tasarımı ve insan ilişkiler kapitalizm tarafından belirlenirken; işportacılıkta durum tamamen farklıdır. İnsanların önlerinden geçerken ilgilerini çekmediği bazen de tek alış veriş yaptıkları bu iş grubu hakkında araştırma yapma isteğimiz burada çalışanların ve bu mesleği seçerken fikirleri amaçları veya buna zorunlu kalmaları elbette ki bu durumun hayatları üzerine etkisini orada bulunarak ve dahil olarak araştırdık.
 Müdür patron gibi sıfatlardan azade bir mecra olan işportacılık, devlet aygıtıyla da pek barışık değildir. Devlet açısından kayıt dışı ekonominin bir halkasını oluşturan işportacılık için alan araştırması yaptık.
İşportacılık üzerine yapmış olduğumuz gözlemler bu mesleğin durumlarını katılımcı gözlem yoluyla gözlemleyip ansal olarak sentezleyebilmemizi ve araştırmamızın taşlarının yerine oturmasına yardımcı oldu.
Bu araştırma yoksulluğun dönem dönem yer değiştiren İstanbul’un ilçelerinden biri olan Sultanbeyli de gerçekleştirdik. Burayı seçmemizin nedeni bu işi yaparken temel sebeplerinden biri olan yoksulluğun burada baş göstermesidir.  Bu yetersiz tüketiminde beraberinde getirmiş olduğu sorunlar dahilinde işportacılık gibi tezgah satıcılığının da mevcut çalışma alanları arasına girmiştir.Bir diğer alan ise Kadıköy: Elit ve nezih sayılabilen bir o kadar da sosyo-ekonomik düzeyi Sultanbeyli’ne kıyasla farklı olan İstanbul’un bu semtini ele aldık. Burada amaç taban tabana zıt olan iki semtin gerek etno-dinsel gerekse kültürel tasniflere sığmayan bir yanı olduğu için mukayese etme olanağımız da arttı. 
Bu iş alanında çalışan ve burada satış yapan farklı farklı işportacılar var. Burada bu işi yapanlardan kimisi bileklik kimisi telefon kılıfı kimisi kaçak sigara satıyor.
Sultanbeyli de çalışan işportacılardan korsan kitap satıcısı Nail Ç.ile görüştük. Kendisi hem Kadıköy hem de Sultanbeyli de bu işi yapıyor. Çok yönlü bir kişilik ve becerilere sahip olan Nail Bey saha çalışmasında gözlem ve verileri kontrollü bir şekilde aktarmış olma şansını verdi bize.
Kitap satıcısının işi yaptığı yer sebebiyle kendisiyle neden burayı tercih ettiğini ve bu mekanla ilgili yaşadığı problemleri, kendisinin buradaki kazancının mekansal olarak ne tür bir etkisi olduğunu mülakat yoluyla aktardık.  Nail Bey’in söylemlerini ve fikirlerini aynen aktardık.
Neden başka bir ürün değil de kitap?
Kendisi aynı zamanda bir öğrenci olan Nail Bey, işportanın zamanlama açısından kendisi için sıkıntı teşkil etmediğini, istediği zaman işe çıkabileceğini diğer işlerde bunun mümkün olmadığını söyledi. Diğer part time işlerde kendisinden fazla zamanını az parayla gasp ettiğini belirtti.
Neden kitabı tercih ettiğini şu cümlelerle dile getiren Nail Bey: Ben oyuncak veya telefon kabı satmam diğer işportacı arkadaşlarımın işine kesik atabileceğim anlamına geliyor. Dolayısıyla bu tercihi yaparken seçilen işin mekanda yapılmaması göz önüne alarak yapıyorsun aksi takdirde kendi içimizde problem kaçınılmaz olur. Yani benim kitap sattığım bir yerde yeni bir kitapçının gelip bu işi yapması hoş karşılanmaz gülerek “cinayet sebebidir.” Diyor.
Korsan kitap satarken maruz kaldığı problemleri polis ve zabıta olarak işaret eden Nail Bey polisten bir kere işlem gördün mü birkaç aylık kazancının heba olacağını belirtti. Kendisinin sadece işportacı olmasından kaynaklı değil, aynı zamanda kitapların korsan olması dolayısıyla polisten de işlem görebileceğini dile getirdi. Bunları söylerken sık sık çevresinde zabıtanın veya polisin gelip gelmediğini kontrol etmek için sürekli sağı solu kontrol ediyordu. Satış esnasında gergin olduğu tavırlarından anlaşılan Nail Bey bu durumun satışını da olumsuz etkilediği görülüyordu.
Okuyucuların korsan kitaba karşı tavrı gözlemlendi. Genellikle gelen müşteriler kitabın korsan olup olmadığını soruyordu. Nail Ç,  her seferinde aynı cümleleri farklı farklı okuyuculara kullanarak “korsan kitap satabilir miyiz hiç burada bir saat bizi barındırırlar mı?” Diyerek her gelen okuyucuya aynı cevabı verdi. Sormak için sordukları da oluyordu. Nail Ç. bu duruma sitemini şu sözlerle ifade ediyordu: “ emitasyon çanta, mont ayakkabı giyen kişilerin gelip kitabı sırf korsan olduğu için almamasını tutarsızlık olarak bulduğunu söyledi ve bununda kitaba dair yaratılan algıyla ilgili olduğunu dile getirdi.
Müşteriler kitabın korsan olup olmadığını anlamak için kitabın arkasında denetim pulu olup olmadığına bakıyordu. Fakat bütün kitapların arkası bandrollüydü. Nail Bey, cebinden çıkardığı bandrolleri kitabın arkasına kendisi yapıştırıyordu. Bizimde “bandrollü kitap orijinal kitaptır.” algımız değişmiş oldu.
Sultanbeyli’de kitap satmanın avantaj ve dezavantajları müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzeten Nail Bey, Sultanbeyli’nin kitap satmak için uygun bir yer olup olmadığı şu cümlelerle belirtti:  “Sultanbeyli’de kitap satmak toplum için elbette başlı başına avantajlı bir durumken, devlet için; kendisine vergi vermeyen kayıt dışı ekonominin bir halkasını oluşturduğumuz için dezavantaj, benim içinse Sultanbeyli’de başka kitap satıcısı olmadığı için avantajlı bir durum. Sultanbeyli İstanbul’da gelir seviyesi en düşük olan ilçelerin başında gelmektedir. Ve böylesine bir yerde kitap satabilmenin gelir seviyesiyle orantılı düşünürsek, başlı başına sıkıntıdır. “Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzer.” Tabi Kadıköy için aynı şeyleri söyleyemem!
Mesela ilginçtir ben ilk tezgâhı açtığımda herkes Sultanbeyli’de kitap satmanın imkansız olduğunu söyledi. Haliyle diğer işportacılar bana türlü türlü işler öneriyordu çorap, oyuncak, tatlı sat diyorlardı. Fakat ben buradaki potansiyelin farkındaydım küçük ve üniversitede okuyan azımsanmayacak bir gençlik potansiyeli var. Bende bu potansiyelin gücüne güvendim.”
Bu işi ek olarak mı yapıyorsunuz? Sorusuna cevaben: “Hayır! Ben yüksek lisans öğrencisiyim ve ev ekonomisine katkıda bulunmak durumundayım. Yapmakta olduğum bu iş benim gibi bir yüksek lisans öğrencisi için bir ek iş mahiyetinde değil.”
Kitap satmanın sembolik bir değerinin olduğunu belirten Nail Bey, kitap okunmasa da kitaplara da satanına da yersiz bir anlam verildiğini ve her iş gibi işinizle benzetiliyorsunuz. Bu anlamda insanların kendisine kitap dolayısıyla yersiz bir sempati beslediğini dile getiren Nail Bey bu durumun kendisinin satışına olumlu anlamda etkisini olduğu söyledi.
Tezgâhını mesai bitiminde açan Nail Bey saat 20.00’e kadar çalışıyor sonra da kapatıyor.
Okuyucularla nasıl bir iletişim ya da iletişimsizlik yaşadığını şu durumlarda gözlemleyebiliyorduk. Tezgaha gelenler çoğu zaman kitap almaktan ziyade aldığı veya okuduğu kitapları işaret parmağıyla gösterip gösterip gidiyorlar. Birde kitapçıyla bilgi yarıştırma durumları yaşanıyordu.
Gelen okuyucuların kitapların fiyatlarını oldukça yüksek bulduğunu dile getiren Nail Bey  bu işi Kadıköy’de yaptığını  ancak orada fiyatlar müşteriler için makul geldiğini söyledi.
İnsan profili açısından her iki semt arasındaki farkı şu şekilde izah eden işportacı Nail Bey:“Sultanbeyli muhafazakâr bir yer olduğu gibi gelir sıkıntısının yaşandığı yerlerin başında geliyor. Kadıköy ise tam tesri insanların ekonomik durumu gayet iyi ve kendisine modernim diyen insanların yoğunlukta olduğu bir yer. Bu iki insan profiline uyum sağlamak benim açımdansa oldukça zor oluyor.”
Korsan kitap satarken kitaplar arasında eksik sayfa çıktığını da gördük. Bununla ilgili olarak teknik arızaların onun dahilinde olmadığını belirtti.
“Ben korsan kitaba karşıyım!” diyen müşteriler de oluyor. Ve almayıp gidenler var. Kitapçı bunları ikna etmek için kendine göre satış yöntemleri uyguluyordu. Fraksiyonlarını uygun kodlarla ve iletişimle kişiye göre yapıyordu. ”Gel abime yardımcı olayım!” yanında kendisine ait olan kitaplarını da göstererek “Orijinali var hanımefendi,  yeter ki siz okuyun!” diyerek okuyucuyu kaybetmemeye özen gösterirdi.
Kitaplar neden bu kadar ucuz?
 Orijinal mi?
Korsan mı?
İki tane alsam kaç para olur?
Gibi sorularla müşteriler kitabın fiyatı ve kalitesini de merak ediyorlar.
İki ve fazlası kitap alanlara da indirim yapan işportacı ince kitapların 10 tl ve altında,  kalın kitapları ise 15 tl ve üstünde satıp müşteriyi çekmek ve ürünü elden çıkartma gibi uygulamalarla da müşteri memnuniyetini arttırıyordu.
Sultanbeyli’de gelen müşteriler çok pazarlık yaparken, Kadıköy’de ki müşteriler fiyat konusunu problem haline getirmiyorlardı. Sultanbeyli’de fiyatı fazla bulup almayan müşteriler oldukça fazlayken Kadıköy’de bu durum bir iki kere yaşandı.  Okur kitlesini de bu şekilde belirlediğini ve gelen müşterilerinin istekleri doğrultusunda yöneliyordu. Okur kitlesini Kadıköy’de daha çok devrimci giyimli gençler oluştururken Sultanbeyli’de ise muhafazakar sayılabilecek ve bunun dış görünüşleriyle ele veren kadınlardı.
Gelen okuyucuya kalın 15(tl)  ince 105 (sayfa) olarak belirtmesi de güldürüyordu. Bu da devamlı müşteri kazanmak için yaptığını söylediği bir durumdu. Yaklaşık iki senedir bu işi yapan kitap satıcısı Nail Bey’in sürekli olarak ondan kitap alan müşterileri de var. Bu da işinin devamlılığını ve düzenliliğini gösteriyor.
Sultanbeyli’de “Allah de ötesini bırak.” “Elif  gibi sevmek.” Gibi dini içerikli kitapların satışı fazlayken, Kadıköy’de bu kitapların alıcı bulması biraz daha zor oluyordu. Popüler kültür kitapları satan işportacı bu durumun gençlere hitap ettiğini belirtti. Ve gelen müşterilerinin de kadınlar olduğu aşikardı. Sultanbeyli de özellikle hem kadın hem de başörtülü olması dikkat çekiciydi.
Kitap satıcısının her iki ilçede okuyuculara karşı tavrında bir değişiklik olduğu gözlemlendi. Kadıköy’de gelen okuyuculara “beyefendi, hanımefendi”  gibi tabirler kullanırken Sultanbeyli de gelen okuyucuya ise ”abla, abi” gibi tabirler kullandı. Bunun yanı sıra ilçelerdeki insanlarında işportacıya olan davranış ve tutumları farklı oluyordu. Sultanbeyli deki müşterinin daha sıcak davrandığı söylenebilir. Bazı zamanlar zabıtanın müdahalede bulunduğu durumda müşteri de buna tepki gösteriyor zabıtaya kızıyor ve işportacının eşyalarını kaldırmasına yardım ediyorlardı.
Zabıta her iki ilçede işportacılara karşı aynı tavrı sergilemiyor. Sultanbeyli’de daha toleranslıyken Kadıköy’de bu duruma kesinlikle göz yummuyorlar. Kitap satıcısı bu durumdan memnun değildi. İş başındayken zabıtanın onların mallarına el koyması gibi tehlikenin yanı sıra polisinde bunu hoş karşılamadığı ve bazen bu durumu yasal işlemlere kadar götürebildiği de oluyor.

Bu tür durumlarda işportacılar arası iletişim de çarpıtıcıydı. Zabıtanın alarmını verdikten sonra hepsi diğer arkadaşlarına bu durumu haber edip anında ortadan yok oluyorlardı. Doğal bir örgütlülük vardı aralarında. Bunun da iş ahlakına takriben yaptıklarını belirten işportacımızın nükteli ve sempatik tavırları da müşterilerini etkilemesine yarıyordu.  Bu da kitapları için bir albeni oluşturuyordu. Çünkü gelen müşteriye her kitabı okumuşçasına  anlatıyor merak uyandırıcı bir üslupla müşteriyi kitabı satın almaya ikna ediyordu. Nitekim çoğu sefer bunu başarıyordu.  Başaramadığı durumlarda hayıflanır, tiryakisi olmadığı halde cebinden çıkardığı kaçak sigara paketinden bir sigara alır içer. Memnun edemediği müşterilerine ona ulaşabilmeleri için kartvizit veriyordu. Dahası onlara sosyal medyadan da ulaşabilecekleri KİTAP SOKAKTA gibi bir sayfaya davet ediyordu. Sayfaya gelen giden kitapları ve haberleri takip etme imkanı sunuyordu.
İşportacıların olumsuz hava şartlarından da etkilendikleri görülüyordu.  Yağmur yağması dahilinde işportacılar tezgahlarını kapatırken kitapçı ise her duruma göre kendini hazırlamış ve bu anda da çantasından çıkarttığı jelatinleri kitapların üzerine tek tek geçirmeye başladı bu da kitaplarının kötü hava şartlarından etkilenmesine engel oluyordu. Ayrıca kitaplarının altına sermiş olduğu branda da kitapların ıslanmamasına hem de korunmasına yardımcı oluyordu. Bir de zabıtadan kaçarken brandaya geçirmiş olduğu iplerle kitapları tez elden topluyordu. Ve bu da onun kaçmasına yardımcı oluyordu.
Nail Bey’in yanına sokulan Paşa adında bir köpeği vardı. Ne zaman buraya satış yapmaya gelse o da geliyordu. Nail Bey ona yemek ve sıcak ilgi gösteriyordu. Canı sıkılmasın diye kendisine alıştırmaya çalıştığını söyleyen Nail Bey havalar soğuyunca o da gider diye hayıflanıyordu. Sadece kitaplar ve Paşa değildi soğuktan ve kardan etkilenen işportacıların da soğuk hava şartlarından olumsuz etkilendikleri görülüyordu.  Havanın soğuk olması kış ve güz aylarında özellikle soğuktan korunamıyorlardı bununla birlikte hastalıklarda başlıyordu.
Kendilerinin en büyük problemi dondurucu soğuklar olduğunu dile getiriyordu: “bu soğuk havalar bizi hem sağlığımızdan ediyor, ayıptır söylemesi hem de paramızdan ediyor. Allahıma kurban olayım en azından biz dışarı çıktığımızda havalar sıcak olsa ” soğuk havalarla baş etmek için hepsi oldukça kalın giyiniyorlardı.

Oturacak yerleri yoktu bu yüzden tabure gibi katlanılabilir oturaklarda veya altına atmış olduğu küçük minderle yetiniyordu. Bazen de kitap üzerine oturuyordu. Biz de gittiğimizde altımıza bir iki kitap attı ve oturttu. Bize her gittiğimiz sefer çay ısmarladı. Onun yanına oturmak veya sohbet için gelen herkese aynı şekilde ısmarlamalarda bulunuyordu.
Kitap satıcısının diğer satıcılarla arasındaki iletişimin daha sıcak olduğunu gözlemledik. Kendi aralarına jargon bir dil kullanıyorlardı. “ moruk, dostum, ihtiyar kesik atmak, zabıtalardan kaçmak için topukla,” sözü duyduklarımızdan bazılarıydı.  Para üstünü karşılayacak durumda olmadıklarında birbirlerinden denkleştirirlerdi.

Bir yerlere gittiklerinde tezgâhı birbirlerine emanet ederlerdi. Birbirlerinin ürünlerinin fiyatlarını biliyorlardı icabında tezgâhın sahibi olmaması sorun teşkil etmiyordu, tezgâha en yakın işportacı ilgilenir ürünü pazarlamaya çalışırdı.
 İş yeri sahipleriyle aralarında oldukça soğuk bir ilişki vardı. Hatta çoğu zaman kendilerini zabıtaya şikâyet edenlerin bu işyeri sahipleri olduklarını dile getiren nail, “Kendi işlerine kesik attığımızı düşünüyorlar ve bu sebeple bizim bir numaralı düşmanımız olan zabıtalara durumu bildiriyorlar, anlayacağınız bize düşman zabıtalar büyük sermaye sahiplerine oldukça dostlar.”
İki alanda da araştırma ve gözlem yapabilme şansı neticesinde işportacılık mesleğinin satış imkânlarını,  sorunlarını ve iyilik hallerinin de beraberinde olduğu bütün durumlar dâhilinde kendi kendilerine yetebildiklerini birebir o mekânda bulunarak onların bu işi yaparken problemlerinin üstesinden gelebilme yetisini de kendilerinde oluşturduklarını görebildik. Bu deneyim ve gözlemin sonucunda işportacı mesleğinde özellikle konumlarının paralel olması hasebiyle korsan kitap bağlamında işportacılığı antropolojik bir gözlemle anlamaya çalıştık.

İnsanların ve kurumların bu iş grubuna bakış açısını hem de işportacılık mesleğini tercih eden çalışanların insanlara ve kurumlara olan tutumlarını aynı zamanda işportacıların kendi aralarındaki ilişkilerini, çevrelerine olan duyarlı(sız)lıklarını korsan kitap satıcısı Nail Bey üzerinden görmeye çalıştık.  Meslek grubunun görülmeye değer yaşamlarını çıplak gözle görüp verimli analiz yapabilme olanağına eriştik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder