09.01.2015
Etnoğrafik alan araştırma-gözlem de konu olarak: işportacılık
İşportacılıktaki
ince detayların üzerine basabilmek için çevreyi ve insanı bir bütün olarak ele
alan antropoloji biliminin gözleme dayalı kısmından yola çıkarak araştırmamızı
iki mekanda yürüttük sosyolojik boylamları birbirinden farklı olan hatta taban
tabana zıt olan bu iki ayrı mekanın karşılaştırmasını yaptık: Kadıköy ve
Sultanbeyli. Araştırmanın süresi 3 haftadır. Üç haftalık geçen süreçte
17:00-20:00 saatlerinde her hafta Çarşamba ve Perşembe günlerinde
işportacıların bulunduğu mekanlarda bulunduk.
İşportacılığı
tercih sebebimiz: sokakta kalabalıkla daha fazla iç içe bir uğraştır. Diğer
ekonomik mekanlardan daha ziyade dükkanın ambiyansı sebebiyle tasarımı ve insan
ilişkiler kapitalizm tarafından belirlenirken; işportacılıkta durum tamamen
farklıdır. İnsanların önlerinden geçerken ilgilerini çekmediği bazen de tek
alış veriş yaptıkları bu iş grubu hakkında araştırma yapma isteğimiz burada
çalışanların ve bu mesleği seçerken fikirleri amaçları veya buna zorunlu
kalmaları elbette ki bu durumun hayatları üzerine etkisini orada bulunarak ve
dahil olarak araştırdık.
Müdür patron gibi sıfatlardan azade bir mecra
olan işportacılık, devlet aygıtıyla da pek barışık değildir. Devlet açısından
kayıt dışı ekonominin bir halkasını oluşturan işportacılık için alan
araştırması yaptık.
İşportacılık
üzerine yapmış olduğumuz gözlemler bu mesleğin durumlarını katılımcı gözlem
yoluyla gözlemleyip ansal olarak sentezleyebilmemizi ve araştırmamızın
taşlarının yerine oturmasına yardımcı oldu.
Bu araştırma
yoksulluğun dönem dönem yer değiştiren İstanbul’un ilçelerinden biri olan Sultanbeyli
de gerçekleştirdik. Burayı seçmemizin nedeni bu işi yaparken temel
sebeplerinden biri olan yoksulluğun burada baş göstermesidir. Bu yetersiz tüketiminde beraberinde getirmiş
olduğu sorunlar dahilinde işportacılık gibi tezgah satıcılığının da mevcut
çalışma alanları arasına girmiştir.Bir diğer alan ise Kadıköy: Elit ve nezih
sayılabilen bir o kadar da sosyo-ekonomik düzeyi Sultanbeyli’ne kıyasla farklı
olan İstanbul’un bu semtini ele aldık. Burada amaç taban tabana zıt olan iki
semtin gerek etno-dinsel gerekse kültürel tasniflere sığmayan bir yanı olduğu
için mukayese etme olanağımız da arttı.
Bu iş
alanında çalışan ve burada satış yapan farklı farklı işportacılar var. Burada
bu işi yapanlardan kimisi bileklik kimisi telefon kılıfı kimisi kaçak sigara
satıyor.
Sultanbeyli
de çalışan işportacılardan korsan kitap satıcısı Nail Ç.ile görüştük. Kendisi
hem Kadıköy hem de Sultanbeyli de bu işi yapıyor. Çok yönlü bir kişilik ve
becerilere sahip olan Nail Bey saha çalışmasında gözlem ve verileri kontrollü
bir şekilde aktarmış olma şansını verdi bize.
Kitap satıcısının
işi yaptığı yer sebebiyle kendisiyle neden burayı tercih ettiğini ve bu mekanla
ilgili yaşadığı problemleri, kendisinin buradaki kazancının mekansal olarak ne
tür bir etkisi olduğunu mülakat yoluyla aktardık. Nail Bey’in söylemlerini ve fikirlerini aynen
aktardık.
Neden başka
bir ürün değil de kitap?
Kendisi aynı
zamanda bir öğrenci olan Nail Bey, işportanın zamanlama açısından kendisi için
sıkıntı teşkil etmediğini, istediği zaman işe çıkabileceğini diğer işlerde
bunun mümkün olmadığını söyledi. Diğer part time işlerde kendisinden fazla
zamanını az parayla gasp ettiğini belirtti.
Neden kitabı
tercih ettiğini şu cümlelerle dile getiren Nail Bey: Ben oyuncak veya telefon
kabı satmam diğer işportacı arkadaşlarımın işine kesik atabileceğim anlamına
geliyor. Dolayısıyla bu tercihi yaparken seçilen işin mekanda yapılmaması göz
önüne alarak yapıyorsun aksi takdirde
kendi içimizde problem kaçınılmaz olur. Yani benim kitap sattığım bir yerde
yeni bir kitapçının gelip bu işi yapması hoş karşılanmaz gülerek “cinayet
sebebidir.” Diyor.
Korsan kitap
satarken maruz kaldığı problemleri polis ve zabıta olarak işaret eden Nail Bey
polisten bir kere işlem gördün mü birkaç aylık kazancının heba olacağını
belirtti. Kendisinin sadece işportacı olmasından kaynaklı değil, aynı zamanda
kitapların korsan olması dolayısıyla polisten de işlem görebileceğini dile
getirdi. Bunları söylerken sık sık çevresinde zabıtanın veya polisin gelip
gelmediğini kontrol etmek için sürekli sağı solu kontrol ediyordu. Satış
esnasında gergin olduğu tavırlarından anlaşılan Nail Bey bu durumun satışını da
olumsuz etkilediği görülüyordu.
Okuyucuların
korsan kitaba karşı tavrı gözlemlendi. Genellikle gelen müşteriler kitabın
korsan olup olmadığını soruyordu. Nail Ç, her seferinde aynı cümleleri farklı farklı
okuyuculara kullanarak “korsan kitap satabilir miyiz hiç burada bir saat bizi
barındırırlar mı?” Diyerek her gelen okuyucuya aynı cevabı verdi. Sormak için
sordukları da oluyordu. Nail Ç. bu duruma sitemini şu sözlerle ifade ediyordu: “
emitasyon çanta, mont ayakkabı giyen kişilerin gelip kitabı sırf korsan olduğu
için almamasını tutarsızlık olarak bulduğunu söyledi ve bununda kitaba dair
yaratılan algıyla ilgili olduğunu dile getirdi.
Müşteriler
kitabın korsan olup olmadığını anlamak için kitabın arkasında denetim pulu olup
olmadığına bakıyordu. Fakat bütün kitapların arkası bandrollüydü. Nail Bey,
cebinden çıkardığı bandrolleri kitabın arkasına kendisi yapıştırıyordu. Bizimde
“bandrollü kitap orijinal kitaptır.” algımız değişmiş oldu.
Sultanbeyli’de
kitap satmanın avantaj ve dezavantajları müslüman mahallesinde salyangoz
satmaya benzeten Nail Bey, Sultanbeyli’nin kitap satmak için uygun bir yer olup
olmadığı şu cümlelerle belirtti: “Sultanbeyli’de
kitap satmak toplum için elbette başlı başına avantajlı bir durumken, devlet
için; kendisine vergi vermeyen kayıt dışı ekonominin bir halkasını
oluşturduğumuz için dezavantaj, benim içinse Sultanbeyli’de başka kitap
satıcısı olmadığı için avantajlı bir durum. Sultanbeyli İstanbul’da gelir seviyesi
en düşük olan ilçelerin başında gelmektedir. Ve böylesine bir yerde kitap
satabilmenin gelir seviyesiyle orantılı düşünürsek, başlı başına sıkıntıdır.
“Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzer.” Tabi Kadıköy için aynı
şeyleri söyleyemem!
Mesela
ilginçtir ben ilk tezgâhı açtığımda herkes Sultanbeyli’de kitap satmanın
imkansız olduğunu söyledi. Haliyle diğer işportacılar bana türlü türlü işler
öneriyordu çorap, oyuncak, tatlı sat diyorlardı. Fakat ben buradaki
potansiyelin farkındaydım küçük ve üniversitede okuyan azımsanmayacak bir
gençlik potansiyeli var. Bende bu potansiyelin gücüne güvendim.”
Bu işi ek
olarak mı yapıyorsunuz? Sorusuna cevaben: “Hayır! Ben yüksek lisans
öğrencisiyim ve ev ekonomisine katkıda bulunmak durumundayım. Yapmakta olduğum
bu iş benim gibi bir yüksek lisans öğrencisi için bir ek iş mahiyetinde değil.”
Kitap
satmanın sembolik bir değerinin olduğunu belirten Nail Bey, kitap okunmasa da
kitaplara da satanına da yersiz bir anlam verildiğini ve her iş gibi işinizle benzetiliyorsunuz.
Bu anlamda insanların kendisine kitap dolayısıyla yersiz bir sempati
beslediğini dile getiren Nail Bey bu durumun kendisinin satışına olumlu anlamda
etkisini olduğu söyledi.
Tezgâhını
mesai bitiminde açan Nail Bey saat 20.00’e kadar çalışıyor sonra da kapatıyor.
Okuyucularla
nasıl bir iletişim ya da iletişimsizlik yaşadığını şu durumlarda
gözlemleyebiliyorduk. Tezgaha gelenler çoğu zaman kitap almaktan ziyade aldığı
veya okuduğu kitapları işaret parmağıyla gösterip gösterip gidiyorlar. Birde kitapçıyla
bilgi yarıştırma durumları yaşanıyordu.
Gelen
okuyucuların kitapların fiyatlarını oldukça yüksek bulduğunu dile getiren Nail
Bey bu işi Kadıköy’de yaptığını ancak orada fiyatlar müşteriler için makul
geldiğini söyledi.
İnsan
profili açısından her iki semt arasındaki farkı şu şekilde izah eden işportacı
Nail Bey:“Sultanbeyli muhafazakâr bir yer olduğu gibi gelir sıkıntısının yaşandığı
yerlerin başında geliyor. Kadıköy ise tam tesri insanların ekonomik durumu
gayet iyi ve kendisine modernim diyen insanların yoğunlukta olduğu bir yer. Bu
iki insan profiline uyum sağlamak benim açımdansa oldukça zor oluyor.”
Korsan kitap
satarken kitaplar arasında eksik sayfa çıktığını da gördük. Bununla ilgili
olarak teknik arızaların onun dahilinde olmadığını belirtti.
“Ben korsan
kitaba karşıyım!” diyen müşteriler de oluyor. Ve almayıp gidenler var. Kitapçı
bunları ikna etmek için kendine göre satış yöntemleri uyguluyordu. Fraksiyonlarını
uygun kodlarla ve iletişimle kişiye göre yapıyordu. ”Gel abime yardımcı
olayım!” yanında kendisine ait olan kitaplarını da göstererek “Orijinali var
hanımefendi, yeter ki siz okuyun!”
diyerek okuyucuyu kaybetmemeye özen gösterirdi.
Kitaplar
neden bu kadar ucuz?
Orijinal mi?
Korsan mı?
İki tane
alsam kaç para olur?
Gibi
sorularla müşteriler kitabın fiyatı ve kalitesini de merak ediyorlar.
İki ve
fazlası kitap alanlara da indirim yapan işportacı ince kitapların 10 tl ve altında, kalın kitapları ise 15 tl ve üstünde satıp
müşteriyi çekmek ve ürünü elden çıkartma gibi uygulamalarla da müşteri
memnuniyetini arttırıyordu.
Sultanbeyli’de
gelen müşteriler çok pazarlık yaparken, Kadıköy’de ki müşteriler fiyat konusunu
problem haline getirmiyorlardı. Sultanbeyli’de fiyatı fazla bulup almayan
müşteriler oldukça fazlayken Kadıköy’de bu durum bir iki kere yaşandı. Okur kitlesini de bu şekilde belirlediğini ve
gelen müşterilerinin istekleri doğrultusunda yöneliyordu. Okur kitlesini
Kadıköy’de daha çok devrimci giyimli gençler oluştururken Sultanbeyli’de ise muhafazakar
sayılabilecek ve bunun dış görünüşleriyle ele veren kadınlardı.
Gelen
okuyucuya kalın 15(tl) ince 105 (sayfa)
olarak belirtmesi de güldürüyordu. Bu da devamlı müşteri kazanmak için
yaptığını söylediği bir durumdu. Yaklaşık iki senedir bu işi yapan kitap
satıcısı Nail Bey’in sürekli olarak ondan kitap alan müşterileri de var. Bu da
işinin devamlılığını ve düzenliliğini gösteriyor.
Sultanbeyli’de
“Allah de ötesini bırak.” “Elif gibi sevmek.”
Gibi dini içerikli kitapların satışı fazlayken, Kadıköy’de bu kitapların alıcı
bulması biraz daha zor oluyordu. Popüler kültür kitapları satan işportacı bu
durumun gençlere hitap ettiğini belirtti. Ve gelen müşterilerinin de kadınlar
olduğu aşikardı. Sultanbeyli de özellikle hem kadın hem de başörtülü olması
dikkat çekiciydi.
Kitap
satıcısının her iki ilçede okuyuculara karşı tavrında bir değişiklik olduğu
gözlemlendi. Kadıköy’de gelen okuyuculara “beyefendi, hanımefendi” gibi tabirler kullanırken Sultanbeyli de
gelen okuyucuya ise ”abla, abi” gibi tabirler kullandı. Bunun yanı sıra
ilçelerdeki insanlarında işportacıya olan davranış ve tutumları farklı oluyordu.
Sultanbeyli deki müşterinin daha sıcak davrandığı söylenebilir. Bazı zamanlar zabıtanın
müdahalede bulunduğu durumda müşteri de buna tepki gösteriyor zabıtaya kızıyor
ve işportacının eşyalarını kaldırmasına yardım ediyorlardı.
Zabıta her
iki ilçede işportacılara karşı aynı tavrı sergilemiyor. Sultanbeyli’de daha
toleranslıyken Kadıköy’de bu duruma kesinlikle göz yummuyorlar. Kitap satıcısı
bu durumdan memnun değildi. İş başındayken zabıtanın onların mallarına el
koyması gibi tehlikenin yanı sıra polisinde bunu hoş karşılamadığı ve bazen bu
durumu yasal işlemlere kadar götürebildiği de oluyor.
Bu tür
durumlarda işportacılar arası iletişim de çarpıtıcıydı. Zabıtanın alarmını
verdikten sonra hepsi diğer arkadaşlarına bu durumu haber edip anında ortadan
yok oluyorlardı. Doğal bir örgütlülük vardı aralarında. Bunun da iş ahlakına
takriben yaptıklarını belirten işportacımızın nükteli ve sempatik tavırları da
müşterilerini etkilemesine yarıyordu. Bu
da kitapları için bir albeni oluşturuyordu. Çünkü gelen müşteriye her kitabı
okumuşçasına anlatıyor merak uyandırıcı
bir üslupla müşteriyi kitabı satın almaya ikna ediyordu. Nitekim çoğu sefer
bunu başarıyordu. Başaramadığı
durumlarda hayıflanır, tiryakisi olmadığı halde cebinden çıkardığı kaçak sigara
paketinden bir sigara alır içer. Memnun edemediği müşterilerine ona
ulaşabilmeleri için kartvizit veriyordu. Dahası onlara sosyal medyadan da
ulaşabilecekleri KİTAP SOKAKTA gibi bir sayfaya davet ediyordu. Sayfaya gelen
giden kitapları ve haberleri takip etme imkanı sunuyordu.
İşportacıların
olumsuz hava şartlarından da etkilendikleri görülüyordu. Yağmur yağması dahilinde işportacılar
tezgahlarını kapatırken kitapçı ise her duruma göre kendini hazırlamış ve bu
anda da çantasından çıkarttığı jelatinleri kitapların üzerine tek tek geçirmeye
başladı bu da kitaplarının kötü hava şartlarından etkilenmesine engel oluyordu.
Ayrıca kitaplarının altına sermiş olduğu branda da kitapların ıslanmamasına hem
de korunmasına yardımcı oluyordu. Bir de zabıtadan kaçarken brandaya geçirmiş
olduğu iplerle kitapları tez elden topluyordu. Ve bu da onun kaçmasına yardımcı
oluyordu.
Nail Bey’in
yanına sokulan Paşa adında bir köpeği vardı. Ne zaman buraya satış yapmaya
gelse o da geliyordu. Nail Bey ona yemek ve sıcak ilgi gösteriyordu. Canı
sıkılmasın diye kendisine alıştırmaya çalıştığını söyleyen Nail Bey havalar
soğuyunca o da gider diye hayıflanıyordu. Sadece kitaplar ve Paşa değildi
soğuktan ve kardan etkilenen işportacıların da soğuk hava şartlarından olumsuz
etkilendikleri görülüyordu. Havanın
soğuk olması kış ve güz aylarında özellikle soğuktan korunamıyorlardı bununla
birlikte hastalıklarda başlıyordu.
Kendilerinin
en büyük problemi dondurucu soğuklar olduğunu dile getiriyordu: “bu soğuk
havalar bizi hem sağlığımızdan ediyor, ayıptır söylemesi hem de paramızdan
ediyor. Allahıma kurban olayım en azından biz dışarı çıktığımızda havalar sıcak
olsa ” soğuk havalarla baş etmek için hepsi oldukça kalın giyiniyorlardı.
Oturacak
yerleri yoktu bu yüzden tabure gibi katlanılabilir oturaklarda veya altına
atmış olduğu küçük minderle yetiniyordu. Bazen de kitap üzerine oturuyordu. Biz
de gittiğimizde altımıza bir iki kitap attı ve oturttu. Bize her gittiğimiz
sefer çay ısmarladı. Onun yanına oturmak veya sohbet için gelen herkese aynı
şekilde ısmarlamalarda bulunuyordu.
Kitap satıcısının
diğer satıcılarla arasındaki iletişimin daha sıcak olduğunu gözlemledik. Kendi
aralarına jargon bir dil kullanıyorlardı. “ moruk, dostum, ihtiyar kesik atmak,
zabıtalardan kaçmak için topukla,” sözü duyduklarımızdan bazılarıydı. Para üstünü karşılayacak durumda
olmadıklarında birbirlerinden denkleştirirlerdi.
Bir yerlere
gittiklerinde tezgâhı birbirlerine emanet ederlerdi. Birbirlerinin ürünlerinin
fiyatlarını biliyorlardı icabında tezgâhın sahibi olmaması sorun teşkil
etmiyordu, tezgâha en yakın işportacı ilgilenir ürünü pazarlamaya çalışırdı.
İş yeri sahipleriyle aralarında oldukça soğuk
bir ilişki vardı. Hatta çoğu zaman kendilerini zabıtaya şikâyet edenlerin bu
işyeri sahipleri olduklarını dile getiren nail, “Kendi işlerine kesik
attığımızı düşünüyorlar ve bu sebeple bizim bir numaralı düşmanımız olan
zabıtalara durumu bildiriyorlar, anlayacağınız bize düşman zabıtalar büyük
sermaye sahiplerine oldukça dostlar.”
İki alanda
da araştırma ve gözlem yapabilme şansı neticesinde işportacılık mesleğinin
satış imkânlarını, sorunlarını ve iyilik
hallerinin de beraberinde olduğu bütün durumlar dâhilinde kendi kendilerine
yetebildiklerini birebir o mekânda bulunarak onların bu işi yaparken
problemlerinin üstesinden gelebilme yetisini de kendilerinde oluşturduklarını
görebildik. Bu deneyim ve gözlemin sonucunda işportacı mesleğinde özellikle
konumlarının paralel olması hasebiyle korsan kitap bağlamında işportacılığı
antropolojik bir gözlemle anlamaya çalıştık.
İnsanların
ve kurumların bu iş grubuna bakış açısını hem de işportacılık mesleğini tercih eden
çalışanların insanlara ve kurumlara olan tutumlarını aynı zamanda
işportacıların kendi aralarındaki ilişkilerini, çevrelerine olan
duyarlı(sız)lıklarını korsan kitap satıcısı Nail Bey üzerinden görmeye
çalıştık. Meslek grubunun görülmeye
değer yaşamlarını çıplak gözle görüp verimli analiz yapabilme olanağına
eriştik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder