24 Şubat 2017 Cuma

Uyku...

Uyudu. Sonunda gözkapaklarını kapayabildi. Berbat  ve saman sarısı bir yatakta. bu ana gelebilmeyi çok istemişti. Kafasına balyozla vura vura. Yanında yatan güzel kadının yerinde olmayı ne çok isterdi. Birden ayağa fırladı. Karşısında sabit duran yaratığı 5 saniye sonra farketti. Ona bakıyordu. Garipsiyordu onu. Bu da nerden çıktı! Kimse yoktu etrafta. Bunu mu istemişti. En son uyumuştu. Neler oluyordu. Duran şey her şeyi yutmaya başlamıştı. Sıra ona geliyordu. Tabana kuvvet koşuyordu. Soluklar nefesini kesmeye yetiyorsu. Göğsünde bir bonbardıman yaşanıyordu. Bu yaratık onu yiyemesede. Çok koştuktan sonra ki bu korku ile ölen şah atların ölümüne götürecekti kendisini. At gibi olduğunu gördü. İnanılmazdı o bir attı. En sevdiği hayvan olmuş. At olması ona peşindeki şeyi bile küçük gördürdü bir an. Dört bacağı iki uzun kulağı…  Dişi bir attı. Ne kadar güzel olduğunu görmek istiyordu. O anda yunan mitlerinden fırlamış olan yaratığın ona istekle , aşkla bakmakta olduğunu gördü. Nasıl arzuluyordu. Gözleri yeşillerden çalıp getiriyor zümrüt renklerine götürüyordu. Bir an arzusu şu oldu. Bu camgözlerle birlikte olabilmek. Çiftleşse onunla kısrak mı olurdu? İnsan mı? Yoksa iki ayaklı, üç gözlü at götlü bir şey mi olurdu? Ormana ne zaman gelmişti? Bu sudan kana kana içmek istiyorum. Suyun parlaklığında kendini görüyordu. Muhteşemdi. Ve gülüyordu. Beyaz yeleli dişi at ona.
Uyandı. Hemde irkilerek. Kendisini bembeyaz çarşaflar içerisinde göbekli ve terli bir arap kadınla sevişirken buldu. Çirkin kadınla? Şimdi de dünyanın kadifesi tenine dolanmış bir kadınla oluyordu. Şövalyelerin edasıyla hem de. Pencereden dışarısını gördü. Orman yoktu. Sadece çöl ve akrepler..
Bağırarak saman sarısı yataktan kendisini attı. Kavrayamadı. Duraladı. Göz kapağını kapattı. Rüya içinde  rüya … bitse miydi?  Bitse miydi? Teredütte kaldı. Rüyaların sonucuna göre ikilem yaşardı. Ama istediği bir şey yoktu o an. O an istemediği bir şey de yoktu. Yatakta uzanan beyaz ve dolgun göğüslü kadın gözlerini araladı. Dudağında bir tebessüm belirdi. Seviyordu bu kirli yüzlü adamı. Onu döverdi. Sövgüleri ona işlerdi. Dövmelenirdi sövgüler vücudunun bütün noktalarında. Gene de severdi bu adamı. Sırf bu yüzden de dayak yemişliği vardı. Ayda bir traş olurdu. Şöyle düşünürdü. Yüzü ne kadar kirli kalırsa ruhu da o kadar berrak. Bu onun tutunmasıydı. Saatlerce uyumaya çalışırdı. Kadın uyutmak için defalarca güzel şeyler mırıldanır.  Her uyku seansında ona masajlar yapardı rahatlasın diye. Tatmin olmadığı yerde memnuniyetsizliğini de eksik etmezdi. Aksiliği uykusundan daha zordu. Bu gece de uyayamadı belli. Kan ter içinde yatakta olmayışı ve bir ara at gibi kişneyişi onu ele vermişti. Adam çok yorgundu. Ve uykusuzdu.

Gecenin sabaha çalmak üzere olan renginden buharlar yükseliyordu. Mahçuptu. Kendine karşı. Yine uyutamamıştı kendisini. Kızgındı. Yanında yatan sürtük iyi gelmiyordu ona. Aylardır temizlenmeyen camdan içeriye ışık numuneleri akın etmeye başladı. Lekeli yüzünde hissettiği ışığı alıp beyninin en ücra köşesine iletti. Bugün yine gözlerim açık kalacak. Kokan evdeki koku onu kendi kokusundan daha fazla rahatsız ederdi. Bu dakikadan sonra duramazdı. Rutubet onu ve uykularını tutsak ederdi. Halbuki uykuları ona kaçışlar armağan ediyordu. Her gece uğradığı kadına da onu. Terler içindeki içliği bir zamanlar(iki sene evvel) beyazdı. Islanmıştı. Kadın kalkıp omuzlarından tuttu onu. İrkildi. Dönmedi ona. Dokunduğu yeri öptü. Üperti geçti adamın bedeninden. Boynunu öptü bu sefer de. Yavaş. Yavaş. Kulak memesini… gözünü…dudaklarının kenarına yakalaşan dudaklar hissetti. Birleştiği yerde yüzüne tokadı indirdi. Neye uğradığını şaşırdı. Neye uğramıştı. Gözünün yanında çakılan elektrik gibi  fırladı yana. Kadının saçını kavradığı gibi yere kapaklandırdı. Düşüş sesi ve hırıltısından başka yerdeki parkenin gıcırtısını duydu. Yerden kalkmaya çalışıken karnına, memelerine tekme savurdu. Kalkmaya çalışıyordu. Kolundan tutup ranzanın üstüne attı kadını. Kesik kesik hıçkırık sesi vardı sadece. Tokatın sebebi sadece öfkesiydi. Sonraki hareketleri kestiremiyordu halbuki öpmeli miydi? Ceset kokuyor  içim. Böyle düşündü. Kadına vurmaya devam etti. Karşılık yoktu. Vermek istemiyor muydu? Zaptedilmesi zor olan bir at gibi kadının üzerinde tepiniyordu. Sinirleri kulakları ve ellerinden boşalıyordu. Öfke krizi yakışıyordu bu sabaha. Dışarısı onları umursamıyordu. Hiç kimse umursamıyordu. Avına hayran kaplan gibi saldırmaya devam etti. İki hayvan ancak bu kadar olurdu. Hissiz. Yoruldu. Bu kadın onu yormuştu. İlgisizlik yordu onu. Onun bu hali onu yönlendiren pusula oluyordu…. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder