Uyudu. Sonunda gözkapaklarını
kapayabildi. Berbat ve saman sarısı bir
yatakta. bu ana gelebilmeyi çok istemişti. Kafasına balyozla vura vura. Yanında
yatan güzel kadının yerinde olmayı ne çok isterdi. Birden ayağa fırladı. Karşısında
sabit duran yaratığı 5 saniye sonra farketti. Ona bakıyordu. Garipsiyordu onu. Bu
da nerden çıktı! Kimse yoktu etrafta. Bunu mu istemişti. En son uyumuştu. Neler
oluyordu. Duran şey her şeyi yutmaya başlamıştı. Sıra ona geliyordu. Tabana kuvvet
koşuyordu. Soluklar nefesini kesmeye yetiyorsu. Göğsünde bir bonbardıman
yaşanıyordu. Bu yaratık onu yiyemesede. Çok koştuktan sonra ki bu korku ile
ölen şah atların ölümüne götürecekti kendisini. At gibi olduğunu gördü. İnanılmazdı
o bir attı. En sevdiği hayvan olmuş. At olması ona peşindeki şeyi bile küçük
gördürdü bir an. Dört bacağı iki uzun kulağı… Dişi bir attı. Ne kadar güzel olduğunu görmek
istiyordu. O anda yunan mitlerinden fırlamış olan yaratığın ona istekle , aşkla
bakmakta olduğunu gördü. Nasıl arzuluyordu. Gözleri yeşillerden çalıp getiriyor
zümrüt renklerine götürüyordu. Bir an arzusu şu oldu. Bu camgözlerle birlikte
olabilmek. Çiftleşse onunla kısrak mı olurdu? İnsan mı? Yoksa iki ayaklı, üç
gözlü at götlü bir şey mi olurdu? Ormana ne zaman gelmişti? Bu sudan kana kana
içmek istiyorum. Suyun parlaklığında kendini görüyordu. Muhteşemdi. Ve gülüyordu.
Beyaz yeleli dişi at ona.
Uyandı. Hemde irkilerek. Kendisini bembeyaz
çarşaflar içerisinde göbekli ve terli bir arap kadınla sevişirken buldu. Çirkin
kadınla? Şimdi de dünyanın kadifesi tenine dolanmış bir kadınla oluyordu. Şövalyelerin
edasıyla hem de. Pencereden dışarısını gördü. Orman yoktu. Sadece çöl ve
akrepler..
Bağırarak saman sarısı yataktan
kendisini attı. Kavrayamadı. Duraladı. Göz kapağını kapattı. Rüya içinde rüya … bitse miydi? Bitse miydi? Teredütte kaldı. Rüyaların sonucuna
göre ikilem yaşardı. Ama istediği bir şey yoktu o an. O an istemediği bir şey
de yoktu. Yatakta uzanan beyaz ve dolgun göğüslü kadın gözlerini araladı. Dudağında
bir tebessüm belirdi. Seviyordu bu kirli yüzlü adamı. Onu döverdi. Sövgüleri ona
işlerdi. Dövmelenirdi sövgüler vücudunun bütün noktalarında. Gene de severdi bu
adamı. Sırf bu yüzden de dayak yemişliği vardı. Ayda bir traş olurdu. Şöyle düşünürdü.
Yüzü ne kadar kirli kalırsa ruhu da o kadar berrak. Bu onun tutunmasıydı. Saatlerce
uyumaya çalışırdı. Kadın uyutmak için defalarca güzel şeyler mırıldanır. Her uyku seansında ona masajlar yapardı
rahatlasın diye. Tatmin olmadığı yerde memnuniyetsizliğini de eksik etmezdi. Aksiliği
uykusundan daha zordu. Bu gece de uyayamadı belli. Kan ter içinde yatakta olmayışı
ve bir ara at gibi kişneyişi onu ele vermişti. Adam çok yorgundu. Ve uykusuzdu.
Gecenin sabaha çalmak üzere olan
renginden buharlar yükseliyordu. Mahçuptu. Kendine karşı. Yine uyutamamıştı
kendisini. Kızgındı. Yanında yatan sürtük iyi gelmiyordu ona. Aylardır temizlenmeyen
camdan içeriye ışık numuneleri akın etmeye başladı. Lekeli yüzünde hissettiği
ışığı alıp beyninin en ücra köşesine iletti. Bugün yine gözlerim açık kalacak. Kokan
evdeki koku onu kendi kokusundan daha fazla rahatsız ederdi. Bu dakikadan sonra
duramazdı. Rutubet onu ve uykularını tutsak ederdi. Halbuki uykuları ona
kaçışlar armağan ediyordu. Her gece uğradığı kadına da onu. Terler içindeki
içliği bir zamanlar(iki sene evvel) beyazdı. Islanmıştı. Kadın kalkıp
omuzlarından tuttu onu. İrkildi. Dönmedi ona. Dokunduğu yeri öptü. Üperti geçti
adamın bedeninden. Boynunu öptü bu sefer de. Yavaş. Yavaş. Kulak memesini…
gözünü…dudaklarının kenarına yakalaşan dudaklar hissetti. Birleştiği yerde
yüzüne tokadı indirdi. Neye uğradığını şaşırdı. Neye uğramıştı. Gözünün yanında
çakılan elektrik gibi fırladı yana. Kadının
saçını kavradığı gibi yere kapaklandırdı. Düşüş sesi ve hırıltısından başka
yerdeki parkenin gıcırtısını duydu. Yerden kalkmaya çalışıken karnına,
memelerine tekme savurdu. Kalkmaya çalışıyordu. Kolundan tutup ranzanın üstüne
attı kadını. Kesik kesik hıçkırık sesi vardı sadece. Tokatın sebebi sadece
öfkesiydi. Sonraki hareketleri kestiremiyordu halbuki öpmeli miydi? Ceset kokuyor
içim. Böyle düşündü. Kadına vurmaya
devam etti. Karşılık yoktu. Vermek istemiyor muydu? Zaptedilmesi zor olan bir
at gibi kadının üzerinde tepiniyordu. Sinirleri kulakları ve ellerinden
boşalıyordu. Öfke krizi yakışıyordu bu sabaha. Dışarısı onları umursamıyordu. Hiç
kimse umursamıyordu. Avına hayran kaplan gibi saldırmaya devam etti. İki hayvan
ancak bu kadar olurdu. Hissiz. Yoruldu. Bu kadın onu yormuştu. İlgisizlik yordu
onu. Onun bu hali onu yönlendiren pusula oluyordu….
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder