İşte
yine gece !
Dilini
bilmediğim bir ülkede gibiyim
Su
gibi
Son
vapur saati gibi
Kayıplardayım
Şakaklarım,
ellerim kayıp
Sağım,
solum yok
Belki
de ölmüşüm
Üstelik
kan kusmuşum
Koşuşmuşum
yayvan tarlada
Kan
ter olmuş da
Son
anda karaya ayak basmışım
Bastığım
yer yokluk
Ana
kara çok uzakta
Salkım söğüt
dalında salınmakta
İki
kadın sessizce hesap yapıyorlardı
Bir
yeminin kaç metre çektiğini
Kaç
litre derinliğine gittiğini
Saçlarına
kaç ağırlık takmak gerektiğini
Çaylar
gözlerimin neminden alırken demini
Huzurum
soluklandığım evimdi
Döşemede
kayan yüreğimin sesi
Gümbürdüyordu
Asimanda
Düşüncesi
uzaklarda olanın sesi.
Sıcaklık,
Gökyüzünün
siyah kristalliğini hiç eritmeyecek gibi askıda
Akşam
saatidir;
Katillerin
bağışlandığı
Rembetikoların
huzur demi
İyinin
kötülüğün boş sözler olduğu sanılan andır.
Her
şey bir unutkanlıktı kısa ve yoğun
Kısacıktı
ve serindi akşam saati...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder